AK Parti'nin görmek istemediği gerçek
'…
Üç dönem üst üste oylarını arttırarak seçim kazanan AK Parti'nin
-iktidar yorgunluğuna rağmen-
dördüncü dönem hükümet olma olasılığı çok
uzak değil.
Bu durumu nasıl açıklayacağız?
Nasıl oluyor da iktidar partisi iktidar yorgunluğuna rağmen bunu başarabiliyor?
AK
Parti'nin bunu başarmasının ana sebebi, Türkiye'de ilk defa toplumu
referans alan siyasetin kurumsallaşmasıdır.
Bu süreçte AK Parti'ye
yönelik bütün açık ve örtük darbe planları esas hedefi iktidar olsa da
siyasetin kendisidir, toplumdur.
2002'de
başlayan iktidar dönemi Türkiye açısından sadece siyasetin keşfedilmesi
değil aynı zamanda 2009'dan itibaren de 'Yeni Türkiye'nin adım adım
kurulmaya başladığı dönemdir. 12 Eylül 2010'da yapılan Anayasa
değişikliği referandumu büyük önem taşıyor. …
…
Son
dönemde AK Parti ekseninde sıkça dile getirilen 'otoriterleşme'
eğilimleri ya da 'güvenlik' eksenli siyasal okuma parti açısından da
Türkiye açısından da sıkıntılıdır. Özellikle hukuk alanında ortaya çıkan
ve neredeyse keyfiliğe varan kararlar gerçekten sorundur. Faili
meçhullerle ilgili onca delile rağmen zanlılar şartsız serbest
bırakılırken; boynundaki puşi yüzünden üniversite öğrencisi Cihan
Kırmızıgül'ün tutuklu yargılanması hukuk devleti açısından vicdan
yaralayıcıdır. … İçinde bulunduğumuz kuruluş süreci tek bacaklı yürüyor.
AK
Parti'nin siyasal yalnızlığı, iktidarın otoriter özünün kendini
göstermesine fırsat veriyor. Bu otoriter öz, partiden değil bürokrasiden
kaynaklanmaktadır. Siyasetin inisiyatif almadığı noktada devreye giren
bürokrasi boşlukları doldurarak inisiyatif alıyor. Özellikle yargı
alanında ortaya çıkan sorunların artması yargı bürokrasinin siyasetin
atamadığı adımlardan doğan boşlukları doldurmasından ibarettir.
Bürokrasinin bu kadar öne çıkması siyaset için ölümcüldür. Elbette AK
Parti için de.
…
Wallerstein
ve Hopkins'in modern dünya sistemi için Geçiş Çağı (1945-2025) diye
tanımladıkları dönemin küçük ölçekli bir benzerini şu anda Türkiye
yaşamaktadır. Yaşanan süreç şu anda eski Türkiye'den yeni Türkiye'ye
geçiştir. Ve bu geçiş süreci en az bir-iki dönem daha devam edecektir.'
Bu satırları 20.12.2011'deki 'Geçiş dönemi ve tüzük değişikliği' başlıklı yazımdan aldım.
Aradan bir buçuk yıl geçti.
KURUCU PARTİ OLARAK AK PARTİ
Geçen bu bir buçuk yılda ne yazık ki geçiş dönemine uygun çok olumlu mesafe alamadık.
Geçiş
süreci kaçınılmaz olarak bir tür inşa ve kuruluş sürecidir. Bu dönemi
siyasal olarak taşıyan parti ya da partiler de bir tür 'kurucu
parti/ler'dir.
Türkiye'de
bu süreci taşıyan parti AK Parti'dir. AK Parti'nin siyasal meşruiyeti
devlet yerine toplumdan alması Türkiye'nin eskiye göre
demokratikleşmesinde büyük katkı sağladı. Askeri vesayet geriletildi,
siyasi alan genişledi. Kısaca eski Türkiye'den yeni Türkiye'ye yol
alındı ama yol bitmedi. Çünkü Yeni Türkiye henüz kurulmadı ve kurulma
tarihi de son dönemde yaşadıklarımızla yakınlaşmıyor tersine
uzaklaşıyor.
AK Parti
kurucu parti olmanın üzerine yüklediği yükü yeterince taşıyamıyor.
Bunun temel nedeni, 'AK Parti'nin toplumu referans alan siyasal alanda
yalnız olmasıdır'. Bu yalnızlık yeni Türkiye yolunda ilerlememize
engeldir.
Kurucu
partileri diğer partilerden ayıran temel özellik kendi siyasal kimliği
ne olursa olsun kamusalı, toplumda var olan tüm farklılıkların bir arada
ve birlikte yaşayabilecekleri bir düzeni kurma arayışıdır.
CHP,
1923'de kurucu parti olarak bunu tercih etmedi. Yeni kamusalı,
'Laik/Türk' vatandaşlık kimliğine göre tanzim edip; tüm toplumsal
farklılıkları özel alana hapsetti. Ve bugün çok eleştirdiğimiz CHP'nin
'tek parti dönemi' başladı.
AK
Parti, 2007'de inşa ettiği farklı kimlikli koalisyonu 2011 seçimlerinde
kendi siyasal kimliğini tahkim etmek adına bozdu. Bu sadece Meclis'te
AK Parti grubunun homojenleşmesine yol açmadı, kamusal alanda da benzer
bir homoejizasyonun yolu açıldı. Bu kez başka bir kültürel kimlik ile
diğer toplumsal farklılıklar ötekileştirilmeye başlandı.
Bugün
ne yazık ki, yeni anayasa konusunda istenen noktada değiliz,
demokratikleşme sürecinde yeterince hızlı değiliz.
Temel hak ve
özgürlükler, düşünce ve ifade özgürlüğü alanındaki, yargı alanındaki
sorunlar, medyada yaşanan daralma ortada.
Eğer bunlar doğru ise ortada
ters giden bir şeyler var demektir.
Ve bu terslikleri ifade etmeyi,
çözüm süreci hedefleniyor iddiasıyla önemsizleştirmek AK Parti'ye ve
Türkiye'ye iyilik değildir.
Medyada sıkça çözüm süreci öncelenerek
farklı kesimlerin hak ve özgürlükleri sıralamada altlara itilmek istense
de, çözüm sürecinin ancak demokratikleşme ile birlikte yürüyeceğini
yaşadığımız süreç bize göstermektedir.
Birinci
tek parti döneminin maliyetini geçmişten biliyoruz.
O Türkiye'nin bize
kötü bir mirası var.
Bu kez biz, çocuklarımıza kötü miras bırakmayalım.
31 07 2013
MURAT AKSOY