azsonra aktifsayfa: Akil adamlar, demokrasi, 2007 ve 2013 04 04 2013

4 Nisan 2013 Perşembe

Akil adamlar, demokrasi, 2007 ve 2013 04 04 2013

Akil adamlar, demokrasi, 2007 ve 2013...

 04 04 2013

 

ALİ BAYRAMOĞLU

 

Reform süreçlerinin bir dizi direnç içermesi kaçınılmazdır.

Öyle oldu.

Hatırlayın...

2003-2004 yıllarında iki darbe girişimi, sokak çeteleri ve devlet içinde yuvalanan çetelerin el ele vermesi, 301. madde etrafında yaşanan Hrant Dink'in öldürülmesine kadar giden milliyetçi ve devletçi kabarma, laikçi anlayışın askeri müdahaleyi davet eden hamleleri bir 'direnç silsilesi' olarak karşımıza çıktı.

Direncin tepe noktası da 2007 yılına rastgeldi.

28 Şubat 1997'den tam 10 yıl sonra Silahlı Kuvvetler, 27 Nisan Muhtırası'yla sisteme ve siyasete yeni bir müdahale girişiminde bulundu.

Ama bu tarz bir girişim Türk siyasi tarihinde ilk kez toplumun siyasi alana ağırlık koymasıyla karşılıksız kaldı.

Bunun önemi ve değeri, 'değişimin taşıyıcılığında siyaset ve hukukun yanına toplum'un, 'iç dinamikler'in eklenmesinden kaynaklanmaktadır.

Toplum sadece devletçi, içe kapamacı, statükocu bir kast düzenine itiraz etmekle kalmamıştı.

Aynı zamanda sağ ve sol ikili siyasi yapıların yok olduğu, çoğulculuk ile çoklaşma ve çeşitlenmenin iç içe yaşandığı bir dönemde, son derece önemli bir demokrasi sınavı vermiş, tarihinin en büyük ve en zengin demokrasi ittifakını gerçekleştirmişti.

İrtica ve bölücülük tehlikesi üzerine kurulu, tehdide dayalı meydan okumalar, suikastlarla gelen bir otoriterleşme dalgasına bir bütün olarak göğüs gerilmiş, askere ilk defa bu denli açık ve kitlesel bir tavır konulmuştu.

Son beş yılın değişim politikalarına sahip çıkılmış, AB projesine, siyasetin alanını genişletmesi ve meşruiyetine destek verilmiş, siyasi iktidarın reformcu politikaları onaylanmıştı.

'Beyazlar', 'liberaller', 'solcular', 'azınlıklar' bu ülkede belki de ilk kez herhangi bir kompleks duymadan, ait oldukları kesim ve geleneğin dışında, hatta karşısında yer alan bir siyasi partiye destek vermişlerdi.

Tüm bunlar toplumsal bir değişmenin derinliğini göstermişti.

Nitekim bu değişme, laik kesimin demokratlaşmasını, İslami kesimin sekülerleşmesini ifade eden bu gelişme bir kez daha kanıtlanmıştı…

Mırıldanmalar, dirençler derken elbet süre gitti. 2008 yılının Temmuz ayında Hürriyet'in başyazarı hala şöyle yazabiliyordu:

'Biz bugüne kadar Sayın Tayyip Erdoğan'ın ne değiştiğine inandık ne de bundan sonra değişeceğine inanırız. Eğer bu değerlendirmemiz hatalı olsaydı zaten 'kapatma' davası açılmazdı…'

Ancak, keskin inançlılar ne derse desin, 'toplumsal çevreden yola çıkan bir siyasi parti, üzerindeki tüm soru ve kuşkulara rağmen merkezi hem siyasal hem toplumsal anlamda doldurmayı bilmişti.'

Tarih 2007'yi böyle yazdı.

Sanırız 2013'ü de böyle yazacaktır.

2007 büyük bir toplumsal silkinme hamlesinin dev yılıydı.

2013 ise bu hamlenin kökleşmesinin yılı olmalıdır.

Başlangıç iyi oldu.

Nitekim Kürt sorunu konusunda ülkenin yaşadığı seferberlik, sanırız bu yolda çıkan pürüzlerden, taraflar arası mesafelerden çok daha önemlidir.

Devamının gelmemesi için bir neden yok.

Devam, söyledik, değişim hamlesinin derinleşmesinin, yeni bir Türkiye'nin kurulması demektir.

Devam toplumun ve iç dinamiklerin ağırlıklarını yeniden hissettirmeleri demektir, devam demokrasi ittifakı demektir.

Akil İnsanlar treni de yola bu çerçevede, Türkiye'nin barış projesi için, demokrasi ve değişim istikametinde toplumsal seferberlik ve meşruiyet için çıkacaktır.

2007'yi anmamız bu yüzdendir...

 

 

 

Akil Türkiye… 03 04 2013

 

 

Gerek siyasiler gerek toplum gerek basın için gündemin tek maddesi var:

Barış ve barış süreci…

Bir yola çıktık ve yol alıyoruz.

Yol, itirazlar, endişeler, belirsizliklerle dolu.

Bu doğal…

Ancak aynı yolda beklenti, umut, yenilikler de var ve işin bu tarafı öte tarafından daha önemli.

Zira tartıştığımız sadece silahların susması ve ülkeyi terketmesi meselesi değildir. Hedef, sadece Kürt sorununun çözülmesi değildir. Mesele ve hedef Kürt sorunu ve çözümü üzerinden Türkiye'nin çok-kültürlü, çoğulcu ve demokratik bir dokuyla yeniden inşasıdır…

O zaman çıkılan yol, daha önce de söyledik, 'ülkenin kendisini siyasi, idari, zihni dokusuyla baştan kurma hamlesi' demektir.

Kürt meselesinin çözümüne yönelik girişim, yeni Türkiye meselesi, ülkenin 2000'li yıllarla girdiği değişim ve yenilenme sürecinin 'ikinci hayati aşaması'nı oluşturmaktadır.

Bu çıplak gerçek, benimsense de benimsenmese de herkesin gerçeğidir.

Kürt Hareketi'nin de hükümetin de diğer siyasi partilerin ve sivil diğer güçlerin de…

Bu nedenle, çözüm parçalı değil, tam demokrat tutum gerektirir, anayasa, anayasal rejim, denge ve denetim tartışmaları, açık toplum ve Kürt sorununun çözümü bir bütün oluşturur.

Çıkılan yolda, mutabakat, konuşma, katılım, uzlaşma bu nedenle hayati önemdedir.

Ve taşıyıcı güç toplumdur, toplumsal grupların değişim ve dönüşüm istikametindeki ağırlığı, ittifakı ve üreteceği meşruiyettir.

Bunun içindir ki, Türkiye'ye çatışma çözümünde (belki haklı olarak) farklı ülkelerin tekniklerini salık vermek gereklidir, ancak yeterli değildir.

Zira burada mesele, Güney Afrika'yı biraz andırır şekilde çatışma çözümünün ötesindedir.

Ülke, 'toplum merkezli kurucu iktidar iklimi' nin doğumuyla ilgili bir kavşakta bulunmaktadır.

Akil insanlar ve benzeri girişimler, gerek işlev gerek terkip itibariyle kimi siyasi beklentileri karşılamayan bir görüntü sunsa ve eleştiri oklarını üzerine çekse de, şüphe yok ki, gerek toplumsal meşruiyetin pekişmesi, gerekse toplum ve siyaset mekanizması arasında yeni bir bağ kurma açısından önem taşımaktadır.

Bunu tam kavramak için olup biteni uzak açıyla değerlendirmekte fayda var.

Bunun birinci koşulu, gelişmeleri ve barış süreci siyasi iktidara (yakın ya da karşıt) endekslemekten, alan kavgası fikrine, salt gücü itme üzerine kurulu ezeli muhalefet takıntısına uzak durmaktır. Her aktörü ve yapıyı, sivili, memuru, hükümeti ve basınıyla barışa, barış sürecine oranla yerli yerine oturtmaktadır.

Ancak açıktır ki, yaşanan bu süreç ne seyirci kalmakla ne yan sokak kavgalarıyla ne karından konuşmakla geçiştirilebilir.

Bu gazeteci için de iş adamı için de, akademisyen için de böyledir.

Bir süredir toplumsal meşruiyet ve demokratik ittifat meselesine dikkat çekmeye çalışan yazılar yazıyorum.

Unutmamak gerek, Türkiye eski düzeni yıktı, bunu 'demokrat bir ittifak'la gerçekleştirdi.

Şimdi ise yeni düzeni kurmaya çalışıyor.

Bunun için de aynı ittifaka ve demokratik siyasete ihtiyaç vardır.

Unutmamak gerekir, inşanın nasıl, ne kadar güçlü olacağı tümüyle bize bağlıdır ve yolda şekillenecektir. Kesin ve keskin gelecek politikası yerine, kesin ve keskin 'şimdiki zaman siyaseti' demokrasi açısından hayatidir.

Ve yine unutmamak gerekir ki, konuşmak, kurma çabası, bu anlamda içinde demokratik itirazları da barındıran bir siyaset biçimidir.