'Şeyh-i Ekber'i Niçin Severim' Mehmed Ali Aynî "Şîir söylenendir Kitab'a girdi mi Ölür." Lorca 1940-Taksim kışlası yıkıldıktan sonra arta kalanlar
17 Şubat 2016 Çarşamba
31 Temmuz 2013 Çarşamba
Adavet fedailiğine vaktimiz yok 31 07 2013 Zihniyet-i inhisar tekelci zihniyet
Adavet fedailiğine vaktimiz yok…
Mübarek Ramazan ayında da İslam dünyasının dört bir yanından kan, acı ve gözyaşı haberleri gelmeye devam ediyor.
Suriye'de on binlerce insanın ölmesi sıradan bir istatistik bilgisi gibi görülüyor.
Mısır'da yüzlerce insanın katledilmesi Batı onaylı darbenin kaçınılmaz bir parçası ve rutini gibi algılanıyor.
Biz ise tüm bu zulüm ve haksızlıklara karşı sadece kalben buğz edebiliyor, tepki gösteriyor ve kardeşlerimize dua ediyoruz.
Suriye'deki devlet terörüne destek olan veya Mısır'daki darbeci zulmüne çanak tutan Müslüman ülkeler ise İslam'ın en temel prensiplerinden birisi olan
'Şüphesiz ki Müslümanlar kardeştir'
ilahi buyruğunu ayaklar altına alıyorlar.
Batının ve yerli işbirlikçilerinin yüzlerce yıldır bu coğrafyalarda neler yaptığını, İslam'ın değerlerine ve birikimine nasıl kast ettiğini zaten biliyoruz.
Şimdilerde ise İslam adına büyük iddialara sahip ülke ve yönetimlerin bu değerleri aşındırdığını, köklü kavramları yerle bir ettiğini görüyoruz.
Uhuvvet, tesanüd, ittihad gibi kıymetli kavramların içi boşaltılıyor.
***
Türkiye'de kardeşlikten, birlik ve dayanışmadan bahsettiğiniz zaman kimi çevrelerin istihzayla yaklaştığına, adeta düşmanlık ve ayrışma istercesine kin kustuğuna şahit oluyoruz. Uhuvvet (kardeşlik) yerine adavetin esas alınması, birlik mesajlarının şüphe ve istihza ile karşılanması çok hazindir.
Elbette herkes herkesin her halini sevmek zorunda değildir ama Müslüman Müslüman'ı sevmelidir. Müslüman bireyin hoşa gitmeyen, yanlış bulunan, Müslüman'a yakışmayan halleri ve hareketleri elbette olabilir, bunların kınanması, eleştirilmesi ve ayıplanması başka bir şeydir, bir bütün olarak Müslüman'ın yerden yere vurulması başka bir şeydir. Binlerce iyiliği olan bir insanın onlarca kötülüğü de olabilir. İlahi adalet iyi-kötü muvazenesine göre hükmeder. Hatasız, günahsız, yanlışsız kimse olamayacağına göre, insanlara yönelik tavırlarımızın da resmin bütününü görerek oluşması gerekir.
Bediüzzaman Hazretleri Lemeat'ta özlü sözler ortaya koyar.
Her biri bir kitap olabilecek bu sözleri Ramazan vesilesiyle yeni baştan okumakta fayda görüyorum.
Üstad diyor ki:
'Tek bir cani yüzünden masumları muhtevi bir gemi batırılmaz.
Onun gibi bir cani vasıf ve fiilin yüzünden çok evsaf-ı masume muhtevi bir mümine adavet (düşmanlık) hiç edilmez.
Lasiyyema (özellikle) sebeb-i muhabbet olan iman, tevhid ve İslam gibi evsaf-ı mükerreme, Uhud dağı gibidir.
Adavetin sebebi olan hatalı şeyler çakıl taşları gibidir, o evsaf-ı mezmume (kötü vasıflar). Evet, çakıl taşlarını Uhud Dağı'ndan daha ağır telakki etmek ne kadar akılsızlıksa, hem cinnet-i muhmume (divanelik) mü'minin mü'mine karşı adaveti o kadar kalpsizliktir'.
Ölen insanların ardından genelde şefkat ve merhametle yaklaşır, iyi yönlerini hatırlar, sevdiğimiz yönlerini konuşuruz. Çünkü biliriz ki dünya boş ve herkes hesabını Allah'a verecek. Ölülere gösterdiğimiz saygı ve hürmeti, dirilere de göstermek, bağışlayıcı ve merhametli olmak durumdayız. Adavet fedailiği yapanları Allah'a havale etmek kafidir. Birileri rahatsız olsa ve istihza etse de biz kardeşliği, birlik ve beraberliği yüceltmeye devam etmeliyiz.
Bediüzzaman ne güzel söylemiş:
'Ey alem-i İslam! Hayatın ittihadda.
Ger (eğer) ittihad istersen düsturun bu olmalı:
'Hüve'l-Hakku' yerine 'hüve hakku' olmalı.
(Hak yalnız odur yerine o da haktır)
'Hüve'l-hasen' yerine 'hüve-ahsen' olmalı.
(Güzel yalnız odur yerine o en güzeldir)
Her müslim kendi meslek, mezhebine demeli:
'İşte bu haktır, başkasına ilişmem. Başkaları güzelse, benim en güzelidir'.
Dememeli: 'Budur hak, başkaları batıldır.
Yalnız benimkidir güzeli, başkaları yanlıştır, hem çirkindir'.
Zihniyet-i inhisar (tekelci zihniyet) hubb-u nefisten (kendini sevmekten) geliyor,
sonra maraz (hastalık) oluyor, niza (çekişme) ondan çıkıyor.'
31 07 2013
YASİN DOĞAN
dördüncü dönem hükümet olma olasılığı çok uzak değil 31 07 2013
AK Parti'nin görmek istemediği gerçek
'… Üç dönem üst üste oylarını arttırarak seçim kazanan AK Parti'nin
-iktidar yorgunluğuna rağmen-
dördüncü dönem hükümet olma olasılığı çok uzak değil.
Bu durumu nasıl açıklayacağız?
Nasıl oluyor da iktidar partisi iktidar yorgunluğuna rağmen bunu başarabiliyor?
AK Parti'nin bunu başarmasının ana sebebi, Türkiye'de ilk defa toplumu referans alan siyasetin kurumsallaşmasıdır.
Bu süreçte AK Parti'ye yönelik bütün açık ve örtük darbe planları esas hedefi iktidar olsa da siyasetin kendisidir, toplumdur.
2002'de başlayan iktidar dönemi Türkiye açısından sadece siyasetin keşfedilmesi değil aynı zamanda 2009'dan itibaren de 'Yeni Türkiye'nin adım adım kurulmaya başladığı dönemdir. 12 Eylül 2010'da yapılan Anayasa değişikliği referandumu büyük önem taşıyor. …
…
Son dönemde AK Parti ekseninde sıkça dile getirilen 'otoriterleşme' eğilimleri ya da 'güvenlik' eksenli siyasal okuma parti açısından da Türkiye açısından da sıkıntılıdır. Özellikle hukuk alanında ortaya çıkan ve neredeyse keyfiliğe varan kararlar gerçekten sorundur. Faili meçhullerle ilgili onca delile rağmen zanlılar şartsız serbest bırakılırken; boynundaki puşi yüzünden üniversite öğrencisi Cihan Kırmızıgül'ün tutuklu yargılanması hukuk devleti açısından vicdan yaralayıcıdır. … İçinde bulunduğumuz kuruluş süreci tek bacaklı yürüyor.
AK Parti'nin siyasal yalnızlığı, iktidarın otoriter özünün kendini göstermesine fırsat veriyor. Bu otoriter öz, partiden değil bürokrasiden kaynaklanmaktadır. Siyasetin inisiyatif almadığı noktada devreye giren bürokrasi boşlukları doldurarak inisiyatif alıyor. Özellikle yargı alanında ortaya çıkan sorunların artması yargı bürokrasinin siyasetin atamadığı adımlardan doğan boşlukları doldurmasından ibarettir. Bürokrasinin bu kadar öne çıkması siyaset için ölümcüldür. Elbette AK Parti için de.
…
Wallerstein ve Hopkins'in modern dünya sistemi için Geçiş Çağı (1945-2025) diye tanımladıkları dönemin küçük ölçekli bir benzerini şu anda Türkiye yaşamaktadır. Yaşanan süreç şu anda eski Türkiye'den yeni Türkiye'ye geçiştir. Ve bu geçiş süreci en az bir-iki dönem daha devam edecektir.'
Bu satırları 20.12.2011'deki 'Geçiş dönemi ve tüzük değişikliği' başlıklı yazımdan aldım.
Aradan bir buçuk yıl geçti.
KURUCU PARTİ OLARAK AK PARTİ
Geçen bu bir buçuk yılda ne yazık ki geçiş dönemine uygun çok olumlu mesafe alamadık.
Geçiş süreci kaçınılmaz olarak bir tür inşa ve kuruluş sürecidir. Bu dönemi siyasal olarak taşıyan parti ya da partiler de bir tür 'kurucu parti/ler'dir.
Türkiye'de bu süreci taşıyan parti AK Parti'dir. AK Parti'nin siyasal meşruiyeti devlet yerine toplumdan alması Türkiye'nin eskiye göre demokratikleşmesinde büyük katkı sağladı. Askeri vesayet geriletildi, siyasi alan genişledi. Kısaca eski Türkiye'den yeni Türkiye'ye yol alındı ama yol bitmedi. Çünkü Yeni Türkiye henüz kurulmadı ve kurulma tarihi de son dönemde yaşadıklarımızla yakınlaşmıyor tersine uzaklaşıyor.
AK Parti kurucu parti olmanın üzerine yüklediği yükü yeterince taşıyamıyor. Bunun temel nedeni, 'AK Parti'nin toplumu referans alan siyasal alanda yalnız olmasıdır'. Bu yalnızlık yeni Türkiye yolunda ilerlememize engeldir.
Kurucu partileri diğer partilerden ayıran temel özellik kendi siyasal kimliği ne olursa olsun kamusalı, toplumda var olan tüm farklılıkların bir arada ve birlikte yaşayabilecekleri bir düzeni kurma arayışıdır.
CHP, 1923'de kurucu parti olarak bunu tercih etmedi. Yeni kamusalı, 'Laik/Türk' vatandaşlık kimliğine göre tanzim edip; tüm toplumsal farklılıkları özel alana hapsetti. Ve bugün çok eleştirdiğimiz CHP'nin 'tek parti dönemi' başladı.
AK Parti, 2007'de inşa ettiği farklı kimlikli koalisyonu 2011 seçimlerinde kendi siyasal kimliğini tahkim etmek adına bozdu. Bu sadece Meclis'te AK Parti grubunun homojenleşmesine yol açmadı, kamusal alanda da benzer bir homoejizasyonun yolu açıldı. Bu kez başka bir kültürel kimlik ile diğer toplumsal farklılıklar ötekileştirilmeye başlandı.
Bugün ne yazık ki, yeni anayasa konusunda istenen noktada değiliz, demokratikleşme sürecinde yeterince hızlı değiliz.
Temel hak ve özgürlükler, düşünce ve ifade özgürlüğü alanındaki, yargı alanındaki sorunlar, medyada yaşanan daralma ortada.
Eğer bunlar doğru ise ortada ters giden bir şeyler var demektir.
Ve bu terslikleri ifade etmeyi, çözüm süreci hedefleniyor iddiasıyla önemsizleştirmek AK Parti'ye ve Türkiye'ye iyilik değildir.
Medyada sıkça çözüm süreci öncelenerek farklı kesimlerin hak ve özgürlükleri sıralamada altlara itilmek istense de, çözüm sürecinin ancak demokratikleşme ile birlikte yürüyeceğini yaşadığımız süreç bize göstermektedir.
Birinci tek parti döneminin maliyetini geçmişten biliyoruz.
O Türkiye'nin bize kötü bir mirası var.
Bu kez biz, çocuklarımıza kötü miras bırakmayalım.
31 07 2013
MURAT AKSOY
16 Haziran 2013 Pazar
6 Haziran 2013 Perşembe
sarı sendikacılıktır AA'daki toplu iş sözleşmesinin önündeki tek engel TGS'dir 06 Haziran 2013 18:16 Ankara
AA'daki toplu iş sözleşmesinin önündeki tek engel TGS'dir
06 Haziran 2013 18:16 Ankara
Medya-İş Başkanı Eser, TGS'nin Anadolu
Ajansı'ndaki toplu iş sözleşme sürecini
engellemek için 3 ayrı dava açtığını belirterek,
hukuk mücadelelerini sürdürdüklerini bildirdi.
Medya İşçileri Sendikası (Medya-iŞ) Genel
Başkanı Gürsel Eser,
"Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), bugüne
kadar sergilemiş olduğu kötü sendikacılığın bir
sonucu olarak, üyeliğinden istifa etmiş olan
çalışanların ve sendikamızın üyelerini toplu iş
sözleşmesiz bırakmak amacıyla kinini ve
nefretini kusmaya devam etmektedir"
değerlendirmesinde bulundu.
Eser, yazılı açıklamasında, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığınca, Medya-İş'e, Anadolu
Ajansı T.A.Ş Genel Müdürlüğü ve bağlı iş
yerlerinde, 16 Kasım 2012 başvuru tarihi
itibariyle, toplu iş sözleşmesi yapmak üzere 27
Kasım 2012 tarihli tespit yazısı gönderilmesine
itiraz eden TGS’nin açtığı davanın
duruşmasının, Ankara 9. İş Mahkemesi'nde
görüldüğünü belirtti.
Duruşmada, Medya-İş Sendikası vekili avukat Hüseyin Öz'ün
"Medya-İş Sendikası usulüne
uygun olarak kurulmuş olup bu konudaki
talepler Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığınca reddedilmiştir.
TGS'nin hukuki
dayanaktan yoksun iddiaları, ön incelemede
dava ehliyeti bulunmadığından usulden
reddedilmelidir" dediğini ifade eden Eser,TGS
vekilinin ise dava dosyasına eklenen evrakların
incelenmesi için süre istediğini bildirdi.
Mahkemenin, dosyanın incelenmesi için
zorunlu olarak 14 gün süre vererek duruşmayı
4 Temmuz 2013 tarihine ertelediğini
vurgulayan Eser,
"Önümüzdeki duruşmada
karar çıkacağı ve davanın red olacağı yönünde
beklentimiz daha da artmıştır"
ifadelerini kullandı.
TGS'nin, Medya-İş'in yetki sürecinde 3 ayrı
dava açtığını ve bunların ilkinin Ankara 10. İş
Mahkemesi tarafından reddedildiğini
anımsatan Eser, açıklamasında şunları
kaydetti:
"Şu an Ankara 9. İş mahkemesinde devam
eden dava yukarıda belirttiğimiz gibi karar aşamasındadır.
Tüm bunlara rağmen emek ve emekçi düşmanı ideolojileri gözlerini kör eden TGS, sendikamızın usule aykırı olarak kurulduğunu iddia ederek, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına itiraz etmiştir. Bu itirazında Bakanlıkça reddedildiğini gören TGS, bu kez
hırsını alamayarak Ankara 9. İdare
Mahkemesine Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı aleyhine dava açmıştır. Dava
geçtiğimiz günlerde görülmüş ve 9. İdare
Mahkemesi tarafından bu dava da
reddedilmiştir. 4 Temmuz 2013 tarihinde
görülecek davanın karar aşamasında olduğunu
bir kez daha hatırlatır ve toplu sözleşmemizi
sıkıntıya sokacak başka herhangi bir davanın
bir daha açılamayacağını belirtmek isteriz.
Şimdi bir kez daha TGS yönetimine soruyoruz, daha ne kadar emek düşmanlığı
yapacaksınız. TGS, bugüne kadar sergilemiş olduğu kötü sendikacılığın bir sonucu olarak, üyeliğinden istifa etmiş olan çalışanların ve sendikamızın üyelerini, toplu iş sözleşmesiz bırakmak amacıyla kinini ve nefretini kusmaya devam etmektedir. TGS'nin yıllardan beri örgütlü olduğu Cumhuriyet Gazetesinde yaklaşık olarak 7 yıldır devam eden grevle ilgili hiçbir adım atmaması, açıklama dahi
yapmaması düşündürücüdür.
TGS yönetimi
maalesef ideolojilerinin esiri olmuş ve TGS'yi Cumhuriyet Gazetesi patronlarına peşkeş çekmektedir.
Bu yaptıkları kendi deyimleri ile
'sarı
sendikacılıktır'
ve bunu en iyiTGS
yapmaktadır.
Medya İşçileri Sendikası olarak, TGS'yi
Anadolu Ajansı çalışanlarına karşı, sorumsuz,
saygısız, iki yüzlü tavır ve anlayış içerisinde
olması nedeniyle, şiddetle kınıyoruz."
Şehit polis için Adana'da tören 06 Haziran 2013 17:38 Adana Taksim Gezi Parkı Olayları ile ilgili düzenlenen gösteriler sırasında ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede şehit olan Mustafa Sarı için tören düzenlendi
Şehit polis için Adana'da tören
06 Haziran 2013 17:38 Adana
Taksim
Gezi Parkı Olayları ile ilgili düzenlenen gösteriler sırasında ağır
yaralanan ve kaldırıldığı hastanede şehit olan Mustafa Sarı için tören
düzenlendi
Adana Valisi Hüseyin Avni Coş törende yaptığı konuşmada, Komiser Musafa Sarı'nın, vatandaşın huzur ve güvenliği, Türk bayrağının özgürce dalgalanabilmesi, birlik ve beraberliğe kastedenlerin, demokrasiye yan bakanların amacına ulaşamaması için üstlendiği kamu düzenini korumak amacıyla görev yaparken şehit olduğunu ifade etti.
Türk polis teşkilatının milletin hizmetinde olduğunu dile getiren Coş, "Polisimiz, birtakım kendini bilmezlerin ifade ettiği gibi paralı köleler değildir. Türk polis teşkilatı, aziz milletine ibadet aşkıyla hizmet eden, bu uğurda maruz kaldığı her türlü saldırıya göğsünü siper eden bir fedakarlar ordusudur. Bunun için, şanlı bayrağımız, devletimiz, cumhuriyetimizin, demokrasimizin temel ilkelerinin korunması için, rejimimizin korunması için üstlendiği her görevi en iyi şekilde yerine getirmektedir" dedi.
Vali Coş sözlerine şöyle devam etti:
"Dün yaşadığımız gibi sadece şehit Komiser Mustafa Sarı'yı kaybetmemiz değil, aynı zamanda Kasım Gülek Köprüsü üzerinde Ferdi Şenol isimli 12 yaşındaki bir çocuğumuzu da köprüden aşağıya atma vahşetini işleyenlerin, savaşta bile dokunulmaması gereken ambulansı bile kuşatıp zarar verenlerin, demokratik haklarını kullandıklarını ifade etmek mümkün değil. Şiddetin başladığı yerde hak ve hukuk biter. Bunun için bu vesileyle şehidimizi kaybetmenin acısı içinde ifade ediyoruz ki, herkes bugün çok daha iyi düşünsün. Olayları tahrik etmek, teşvik etmek, vatandaşın bir kesimini diğer kesimine karşı kışkırtmak, devletin güvenlik kuvvetlerini hedef haline getirmek, Türk bayrağının, Atatürk ilkelerinin en önemli savunucularından olan Türk polis teşkilatını hedef haline getirmek, hiç kimsenin menfaatine değildir.''
Hüseyin Avni Coş, taş ve sopayla, çatılardan kiremit atarak, polise, ambulansa, polisin korumakla yükümlü olduğu bina ve tesislere, kamuya ait tesislere saldırmak ve zarar vermenin demokratik hak olmadığını belirterek, bunu "vandallık ve vahşet" olarak nitelendirdi.
Emniyet Müdürü Gürkan
Adana Emniyet Müdürü Ahmet Zeki Gürkan da Şehit Komiser Sarı'nın kendisini topluma ve mesleğine adamış, mesai arkadaşlarıyla daima uyum içinde çalışmış bir polis olduğunu ifade etti.
Gürkan, "Polis teşkilatı olarak her zaman gücünü yasalardan alırken, gerektiği zaman sevgi, sabır ve hoşgörünün timsali olarak görevimizi yerine getirirken, bu aziz milletin haklı takdirini aldık ve almaya da devam ediyoruz. Acımızı yüreğimize gömerek vatan için, bayrak için, bu aziz milletin güvenliği için aynı sabır ve kararlılıkla devletin vakar ve ciddiyetine yakışır bir tarzda görevimize devam edeceğiz. Çünkü biz demokrasinin savunucusu, insan haklarının koruyucusu, milletininin sevdalısı, kanunun, rejimin timsali polisleriz" dedi.
Cenaze törenine katılan şehidin 4 aylık hamile eşi Eda Sarı'nın güçlükle ayakta durduğu gözlendi.
Taksim olaylarına rağmen iyi bir hafta, iyi bir ay geçirdik 06 Haziran 2013 17:03 Ankara Uluslararası gayrimenkul şirketi Spot Blue Müdürü ve Türkiye gayrimenkul piyasası uzmanı Walker, "Taksim'deki olaylara rağmen satışlarda sorun yok"
Uluslararası haber ajanslarının iddiasını yalanladı
06 Haziran 2013 17:04 ANKARA
Maliye
Bakanı Şimşek, bazı uluslararası haber ajanslarında yer alan,
"yabancıların Türkiye'deki gayrimenkul yatırımlarının azaldığına"
ilişkin iddiaların doğru olmadığını bildirdi.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkçe olimpiyatlarına katılmak için Ankara'da bulunan öğrencileri Bakanlıkta kabulünün ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Taksim Gezi Parkı'ndaki olaylar nedeniyle bazı uluslararası haber ajanslarında yer alan, yabancıların Türkiye'deki gayrimenkul yatırımlarının azaldığına ilişkin iddiaların hatırlatılması üzerine Şimşek, kendilerinin böyle bir tespitlerinin olmadığını söyledi.
Türkiye'den gayrimenkul alma kararının, bir günde verilen, bir günde vazgeçilen karar olmadığını vurgulayan Şimşek, "Bunlar genelde uzun soluklu kararlardır. Biz, bu yönde herhangi bir gözlemde bulunmadık, öyle bir veri de yok. Bu türden spekülasyonlar için çok erken, Türkiye'nin makroekonomik temelleri sağlamdır. Türkiye'nin orta ve uzun vadeli geleceği parlaktır. Dolayısıyla bu türden değerlendirmelere, bu türden yüzeysel analizlere çok da prim verilmemesi gerektiği kanısındayım" diye konuştu.
Piyasalarda düzeltme
Piyasalarda bir düzeltmenin söz konusu olduğunu ancak bunu tamamen son günlerde gelişen olaylara bağlamanın yanlış olduğunu belirten Şimşek, şunları kaydetti:
"Kısmen ilgilidir, kısmen de FED'in genişleyici para politikasındaki söylem değişikliğinin bir yansımasıdır. Kısmen dünya ekonomisi, dünya piyasalarındaki risk algısının değişmesiyle ilgilidir, Dolayısıyla neden sonuç analizini yaparken daha sağlıklı bakmakta fayda vardır. Tabii ki bu olayların yarattığı bir tedirginlik söz konusu, maalesef Türkiye'deki durumun, uluslararası basında, uluslararası camiada, burada olduğundan kat kat daha karmaşık ve kötü gösterilme çabasını görüyoruz, bu yanlıştır. Türkiye'nin temelleri sağlam, siyasi istikrarı oldukça güçlü ve makroekonomik temelleri de güçlü bir şekilde devam edecek. Dolayısıyla bu yöndeki değerlendirmelerin daha sağlıklı yapılması yerinde olur. Yüzeysel neden sonuç ilişkisine, henüz verilere yansımayan bir kararın, birkaç günlük çok sınırlı protesto gösterisiyle ilişkilendirilmesini çok anlamlı bulmuyorum. Ülkemiz bu sıkıntıları da aşacaktır."
Taksim olaylarına rağmen iyi bir hafta, iyi bir ay geçirdik
06 Haziran 2013 17:03 Ankara
Uluslararası
gayrimenkul şirketi Spot Blue Müdürü ve Türkiye gayrimenkul piyasası
uzmanı Walker, "Taksim'deki olaylara rağmen satışlarda sorun yok" dedi.
Merkezi İngiltere’de bulunan uluslararası gayrimenkul şirketi Spot Blue Müdürü ve Türkiye gayrimenkul piyasası uzmanı Julian Walker, AA muhabirine Türkiye gayrimenkul piyasasını değerlendirdi.
10 yıldır Türkiye’de gayrimenkul sektörü üzerine çalıştıklarını, Alanya’dan İstanbul’a kadar birçok şehirde, konut ve arsa satışlarında yer aldıklarını belirten Walker, kredi notunun yükselmesiyle yabancı yatırımcıların da Türkiye'deki gayrimenkullere ilgisinin arttığını söyledi.
Walker, yüksek işsizlik ve enflasyonun görüldüğü 10 yıl öncesine göre Türkiye'de durumun çok daha istikrarlı olduğunun altını çizdi. Mevcut tabloda enflasyon ve işsizliğin gerilediğine, düşük faiz oranlarının ve genç nüfusun ülke ekonomisine olumlu katkısı bulunduğuna dikkati çeken Walker, "Uzun vadede (Taksim olayları) olumlu fotoğrafı değiştirmiyor. Dış dünyada problem, BBC gibi medya kuruluşları olanları büyük bir olay gibi yansıtıyor" dedi.
Uzun yıllar yatırım bankacılığı sektöründe çalıştığını ifade eden Walker, Türkiye’nin ekonomik göstergelerinin iyiye gittiğini, borsadaki düşüşün geçici olduğunu vurguladı. Walker, "Taksim olaylarına rağmen iyi bir hafta, iyi bir ay geçirdik. Satışlarımızda herhangi bir sorun yok" değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'de yatırım yapmak için hiç bir sıkıntı yok
Walker, ülkede gayrimenkul alımında İngilizlerin daha çok kıyı ilçe ve kasabalarını, Arapların ise İstanbul’u tercih ettiğini söyledi.
Orta ve uzun vadede Türkiye’de yatırım yapmak için hiçbir sıkıntı görmediğine işaret eden Walker, “Türkiye’de iş yaptığımız firmalarla görüştük, 'hiçbir sıkıntı olmadığını, işlerin devam ettiğini' söylediler” dedi.
Walker, Yeni Ticaret Kanunu'nun da yabancı yatırımcılar için gayrimenkul sektöründe olumlu etki yaratacağını kaydetti.
Fitch: Durum tolere edilebilir seviyede
05 Haziran 2013 17:08
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch'in direktörü Rawkins,
"Gezi Parkı protestolarının yarattığı ortam geçerli not içerisinde ve ekonomik etkisi pek az"
dedi.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings Kıdemli Direktörü Paul Rawkins, son günlerde yaşanan Gezi Parkı protestolarının yarattığı ortamın geçerli not içerisinde bulunduğunu belirterek,
“Şu anda kadar gerilimin ekonomik etkisi pek az”
dedi.
AA muhabirinin konuya ilişkin sorularını
yanıtlayan Rawkins,
“Politik istikrarsızlık ve ifade özgürlüğü
eksikliği Türkiye’ye ilişkin
derecelendirmemizde zayıflık olarak
sıralanıyor.
Ülkedeki huzursuzluğun mevcut seviyesi
Türkiye’ye dair derecelendirmemizde politik
istikrar toleransı içerisinde yer almaktadır.
Şu anda kadar gerilimin ekonomik etkisi çok az.
Şu an için buna ekleyebileceğim başka birşey
yok”
ifadelerini kullandı.
Öncüpınar'da 31 tabanca ele geçirilidi 06 Haziran 2013 16:34 GAZİANTEP Kilis'teki Öncüpınar Gümrük Kapısı'ndan Suriye'ye geçmek isteyen araçta 31 tabanca ele geçirildi
Öncüpınar'da 31 tabanca ele geçirilidi
06 Haziran 2013 16:34 GAZİANTEP
Kilis'teki Öncüpınar Gümrük Kapısı'ndan Suriye'ye geçmek isteyen araçta 31 tabanca ele geçirildi.
GAP Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, Öncüpınar Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğünün istihbarat çalışması sonucunda, Suriye’ye silah götürüleceği öğrenildi.
Bilgiler doğrultusunda, Öncüpınar Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğünce yapılan operasyonda, gümrük sahasına Suriye’ye geçmek üzere gelen bir araç takibe alındı. X-Ray cihazından geçirilen ve daha sonra detaylı aranan aracın yakıt deposunun kesilerek özel bir bölme oluşturulduğu tespit edildi. Bölmede, 31 tabanca bulundu.
Gözaltına alınan Suriye uyruklu H.K (34), işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Gezi Parkı olaylarında 7 yabancı uyruklu kişi gözaltına alındı
06 Haziran 2013 17:09
İçişleri
Bakanı Güler, Taksim Gezi Parkı olaylarında, İstanbul'da 6 ve Ankara'da
1 yabancı uyruklu kişinin gözaltına alındığını söyledi.
Ankara
İçişleri Bakanı Muammer Güler, Taksim Gezi Parkı olayları sırasında şimdiye kadar 915 vatandaşın hastanelere kaldırıldığını, bugün itibariyle 79 kişinin hastanelerde yatmakta olduğunu bildirdi. Güler, bunların 4'ünün hayati tehlikesinin bulunduğunu, 8 kişinin yoğun bakımda olduğunu kaydetti. Muammer Güler, bu süreçte 516 güvenlik görevlisinin de yaralandığını söyledi.
Bakan Güler, polisin orantısız güç kullanımına ilişkin kendilerine ulaşan bütün görüntülerle, iddia ve tespitlerin müfettişlerce ayrıntılı bir şekilde incelendiğini belirterek, "Kameralara yansımayan yüzlerce olayda da polisimizin sağduyusunu koruduğunu ve provokatörlerin tuzağına düşmeyerek, görevini fedakarca ve hakkıyla yerine getirdiğini de burada ifade etmek isterim" dedi.
Muammer Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Maalesef bu olaylar sırasında tabii ki hem hak arama özgürlüklerine uygun şekilde protestolar yapılırken, gelişen günlerde bu olaylar yasadışı gösterilere, polise mukavemet, kamu mallarına zarar verme ve meşru hak arayışını aşan boyutlarda gelişmeye başladı. Şu ana kadar yaptığımız tespitlerde maalesef 280 işyeri, 103 polis otosu, 259 özel araç, 1 konut, 1 polis merkezi, 5 kamu binası, birisi Cumhuriyet Halk Partisi, 11'i de AK Parti teşkilatlarına ait 12 binada hasar meydana geldiğini, reklam panolarında, trafik levhalarında, otobüs duraklarında, kaldırımlarda, mobese kameralarında, sinyalizasyon sistemlerinde, park ve peyzaj düzenlemelerinde, aydınlatma direklerinde, çöp ve konteynırlarda ve polis noktalarında da önemli zararların da meydana geldiğini tespit ettik. Şu anda ki tespitler, bu zararların 70 milyonu aştığı noktasındadır."
Sosyal medyanın provokasyon aracı olmadığını ifade eden Güler, "Son olaylarda sosyal medya aracılığıyla ciddi bilgi kirliliği ve yanlış yönlendirmeler yapılarak halkımızı kışkırtmaya yönelik provokatif çaba içerisinde olanların da varlığı gözlenmiştir. Bunlarla ilgili yasal işlemler, yasal tespitler, cumhuriyet savcılıklarının talimatlarına göre halen yürütülen projeli operasyonlarla da bu işin takibi mutlaka yapılıyor, yapılacaktır ve halkı kışkırtmaya çalışanlarla ilgili mutlaka kanuni gereği de ifa edilmiş olacaktır" dedi.
İçişleri Bakanı Muammer Güler, Taksim Gezi Parkı olayları sırasında şimdiye kadar 915 vatandaşın hastanelere kaldırıldığını, bugün itibariyle 79 kişinin hastanelerde yatmakta olduğunu bildirdi. Güler, bunların 4'ünün hayati tehlikesinin bulunduğunu, 8 kişinin yoğun bakımda olduğunu kaydetti. Muammer Güler, bu süreçte 516 güvenlik görevlisinin de yaralandığını söyledi.
Bakan Güler, polisin orantısız güç kullanımına ilişkin kendilerine ulaşan bütün görüntülerle, iddia ve tespitlerin müfettişlerce ayrıntılı bir şekilde incelendiğini belirterek, "Kameralara yansımayan yüzlerce olayda da polisimizin sağduyusunu koruduğunu ve provokatörlerin tuzağına düşmeyerek, görevini fedakarca ve hakkıyla yerine getirdiğini de burada ifade etmek isterim" dedi.
Muammer Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Maalesef bu olaylar sırasında tabii ki hem hak arama özgürlüklerine uygun şekilde protestolar yapılırken, gelişen günlerde bu olaylar yasadışı gösterilere, polise mukavemet, kamu mallarına zarar verme ve meşru hak arayışını aşan boyutlarda gelişmeye başladı. Şu ana kadar yaptığımız tespitlerde maalesef 280 işyeri, 103 polis otosu, 259 özel araç, 1 konut, 1 polis merkezi, 5 kamu binası, birisi Cumhuriyet Halk Partisi, 11'i de AK Parti teşkilatlarına ait 12 binada hasar meydana geldiğini, reklam panolarında, trafik levhalarında, otobüs duraklarında, kaldırımlarda, mobese kameralarında, sinyalizasyon sistemlerinde, park ve peyzaj düzenlemelerinde, aydınlatma direklerinde, çöp ve konteynırlarda ve polis noktalarında da önemli zararların da meydana geldiğini tespit ettik. Şu anda ki tespitler, bu zararların 70 milyonu aştığı noktasındadır."
Sosyal medyanın provokasyon aracı olmadığını ifade eden Güler, "Son olaylarda sosyal medya aracılığıyla ciddi bilgi kirliliği ve yanlış yönlendirmeler yapılarak halkımızı kışkırtmaya yönelik provokatif çaba içerisinde olanların da varlığı gözlenmiştir. Bunlarla ilgili yasal işlemler, yasal tespitler, cumhuriyet savcılıklarının talimatlarına göre halen yürütülen projeli operasyonlarla da bu işin takibi mutlaka yapılıyor, yapılacaktır ve halkı kışkırtmaya çalışanlarla ilgili mutlaka kanuni gereği de ifa edilmiş olacaktır" dedi.
Diplomatik pasaportu olmayan 7 kişi gözaltına alındı
İçişleri Bakanı Muammer Güler, İstanbul'da 6 ve Ankara'da 1 yabancı uyruklu kişinin gözaltına alındığını belirterek, diplomatik pasaportu bulunmayan bu kişilerin ikisinin Fransız, birinin Yunan, birinin ABD, birinin Alman, ikisinin de İran vatandaşı olduğunu bildirdi.
İçişleri Bakanı Muammer Güler, İstanbul'da 6 ve Ankara'da 1 yabancı uyruklu kişinin gözaltına alındığını belirterek, diplomatik pasaportu bulunmayan bu kişilerin ikisinin Fransız, birinin Yunan, birinin ABD, birinin Alman, ikisinin de İran vatandaşı olduğunu bildirdi.
Muammer
Güler, "Son güne kadar 117 gözaltı vardı, şu an itibarıyla hiç kimsenin
gözaltında olmadığını, sadece İzmir'de bir, iki gözaltının kaldığını
belirtmek istiyorum" dedi.
Bakan Güler, hiç kimsenin hak arama özgürlüğünü kısıtlama meraklısı olmadıklarını ve böyle bir niyetleri bulunmadığını belirterek, "Hak arama özgürlükleri meşru sınırlar içinde kaldığı sürece de herhangi bir müdahale de söz konusu değildir, olmayacaktır" diye konuştu.
Bakan Güler, hiç kimsenin hak arama özgürlüğünü kısıtlama meraklısı olmadıklarını ve böyle bir niyetleri bulunmadığını belirterek, "Hak arama özgürlükleri meşru sınırlar içinde kaldığı sürece de herhangi bir müdahale de söz konusu değildir, olmayacaktır" diye konuştu.
5 Haziran 2013 Çarşamba
06 Haziran 2013 00:17 Ankara Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, "Cenabıhakkın verdiği vasıtalarla, dille, kalple, akılla birbirimizle konuşalım. Taşla, sopayla, gazla, bombayla değil, dille"
Birbirimizle taşla sopayla değil dille kalple konuşalım
06 Haziran 2013 00:17 Ankara
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, "Cenabıhakkın verdiği vasıtalarla, dille, kalple, akılla birbirimizle konuşalım. Taşla, sopayla, gazla, bombayla değil, dille" dedi.
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, "Cenabıhakkın verdiği vasıtalarla, dille, kalple, akılla birbirimizle konuşalım. Taşla, sopayla, gazla, bombayla değil, dille" dedi.
Başkentte Miraç Kandili dolayısıyla Ahmet Hamdi Akseki, Hacı Bayram-ı Veli ve Kocatepe camilerinin de aralarında bulunduğu birçok camide mevlit okundu, dualar edildi.
Ahmet Hamdi Akseki Camisi'nde gerçekleştirilen programa katılan Görmez, buradaki konuşmasında Miraç'ın "arınma ve yükseliş" anlamına geldiğini söyledi.
İnsanların miracının namaz olduğunu dile getiren Görmez, bu gecenin namaz kılınarak, dua ve Kur'an-ı Kerim okunarak eda edilmesi gerektiğini dile getirdi.
Görmez, Miraç'ın, "beşer olmaktan insan olmaya yükseliş" anlamına geldiğini belirterek, şöyle konuştu:
"İç huzurumuzun, muhabbet ve kardeşliğimizin biraz zedelenmeye başladığı, öfke, kibir, gururla köpüren nefislerimizin duygularımıza, vicdanımıza hükmettiği, aklıselimin, sağduyunun sesini yeteri kadar duyuramadığı, bilerek ya da bilmeyerek birbirimizi incittiğimiz, öfkelerimizin sokaklara, meydanlara taştığı şu hüzünlü günlerde, bir hazık hekim gibi, bir şifa reçetesi olarak imdadımıza yetişen, ruhumuzu serinleten mübarek Miraç Kandilimizi başımıza tac edelim."
Bu güzel kandilin, ilahi müjdelerle, bağış ve lütuflarla, ikram ve ihsanlarla, sevgiyle, hasretle, özleyerek, doya doya kutlanması çağrısında bulunan Görmez, şunları söyledi:
"Miraç Kandili vesilesiyle hatırlatmak isterim ki tarih boyunca, bizler farklılıklarımızı zenginlik olarak kabul eden bir medeniyetin çocuklarıyız ve her zamankinden daha fazla birbirimize karşı hoşgörülü olmalıyız. Kalbimizi birbirine açmalıyız. Gönüllerimiz birbirine açılmalı, birbirimizle daha çok konuşmalıyız, birbirimizi daha çok dinlemeliyiz. Birbirimizi daha çok anlamaya çalışmalıyız ama Cenabıhakkın verdiği vasıtalarla, dille, kalple, akılla biribirimizle konuşalım. Taşla, sopayla, gazla, bombayla değil, dille. Allah'ın bize beyan aracı olarak verdiği bir dil nimeti var. Hele hele bütün dillerin tercümanı olan bir gönül var ve akıl var. Bu büyük vasıtalarla birbirimizle konuşalım."
Kerry'nin Türkiye'yi kategorize etme çabası yoktu 05 Haziran 2013 23:42 Washington ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Psaki, ABD Dışişleri Bakanı Kerry'nin Türkiye'yi hiçbir şekilde kategorize etme gibi bir çabasının bulunmadığını söyledi
Kerry'nin Türkiye'yi kategorize etme çabası yoktu
05 Haziran 2013 23:42 Washington
ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Psaki, ABD Dışişleri Bakanı Kerry'nin
Türkiye'yi hiçbir şekilde kategorize etme gibi bir çabasının
bulunmadığını söyledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin "Türkiye'yi hiçbir şekilde kategorize etme gibi bir çabasının bulunmadığını" belirterek, "Barışçıl gösterilerin onaylanmasına yönelik çağrımıza devam edeceğiz" dedi.
Psaki, günlük basın toplantısında, Kerry ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasındaki telefon görüşmesine dair soru üzerine, iki bakanın çok pozitif çalışma ilişkisinin bulunduğunu, özellikle Suriye başta olmak üzere birçok konuda birlikte çok yakın çalıştıklarını ve bu şekilde çalışmaya devam edeceklerinde de hiçbir kuşkunun olmadığını söyledi.
Psaki, "Ancak bazı kaygılar olduğunda da Bakan Kerry ve bakanlıktaki diğer yetkililer çekimser duramaz ve geçtiğimiz birkaç gündür polisin acımasızlığına yönelik kaygılarımız var ve barışçıl gösterilerin onaylanmasına yönelik çağrımıza devam edeceğiz. Bu, bizim dünya genelinde yaptığımız bir şey. Bakan Kerry'nin, yapılması gerekenler noktasındaki inancını dile getirme, olaylarla ilgili sakinlik çağrısına desteğini ifade etme ve Bakan Davutoğlu ile çok pozitif çalışma ilişkisine sürdürme dışında, Türkiye'yi hiçbir şekilde kategorize etme gibi bir çabası yoktu" diye konuştu.
"Sakinlik çağrılarını görmekten memnun"
"Yani Türkiye'yi ikinci sınıf demokrasi olarak değerlendirmiyorsunuz?" sorusuna Psaki, "Hayır" yanıtını verdi.
Türkiye ile çok iyi ve olumlu çalışma ilişkilerinin bulunduğunu, Kerry ve Davutoğlu'nun "Epeyce dostluk kurmaya" başladığını dile getiren Psaki, "En yıkıcı küresel krizlerden biri olan" Suriye ve diğer krizlerde birlikte çalıştıklarını ve çalışmaya devam edeceklerini bildirdi.
Psaki, "Türkiye'nin demokrasisinin yeterince olgun olduğunu ve bunun üstesinden gelinebileceğini düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine, "Bakan Kerry, bu konuda (sorunun çözümü) ilerlemeye devam edileceğine güveninin tam olduğunu söyledi, sakinlik çağrılarını görmekten memnun ve bunun devam etmesini umuyor. Türkiye ile birçok konuda çalışması arzu ediyoruz" ifadesini kullandı.
"Bugün yardımcı olacak en iyi şeyin, Türkiye'de tüm yetkililerin sakinlik çağrısı yapması ile barışçıl protestoları desteklemesi ve kabul etmesi olduğunu" dile getiren Psaki, ABD olarak bu konudaki görüşlerini de Türk yetkililerle paylaşmayı sürdüreceklerini kaydetti.
Obama'nın ekibinde kritik değişiklikler
05 Haziran 2013 23:01
ABD Başkanı Barack Obama, yeni ulusal güvenlik danışmanının Sesan Rice, ABD'nin yeni BM Büyükelçisi'nin de Samantha Power olacağını açıkladı.
ABD Başkanı Barack Obama, yeni ulusal güvenlik danışmanının Sesan Rice, ABD'nin yeni BM Büyükelçisi'nin de Samantha Power olacağını açıkladı.
Obama, Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlediği basın toplantısına, şu andaki ulusal güvenlik danışmanı Ton Donilon, Rice ve Power ile katıldı.
Bu üç yetkilinin de kendilerini Amerika'ya adamış kişiler olduğunu belirten Obama, onlar sayesinde Amerika'nın daha güvenli olduğunu söyledi. Obama, "Onlarla gurur duyuyorum" dedi. Ardından Obama, tek tek Donilon, Rice ve Power'ın çalışmaları ve başarılarından bahsetti. Obama, Donilon'un görevini temmuz başında bırakacağını ve görev değişikliklerinin de bu zamanda gerçekleşeceğini bildirdi.
Donilon, Rice ve Power da konuşmalarında, ülkelerine hizmet etmekten onur duyduklarını dile getirerek, Obama'ya kendilerine güvendiği ve ekibinde yer almalarını sağladığı için teşekkür etti.
Tom Donilon, Obama ilk göreve geldiğinden bu yana ABD Başkanı'nın dış politika başdanışmanıydı. Obama'nın "sırdaşı" olarak bilinen ulusal güvenlik danışma Susan Rice da Libya'daki ABD diplomatik misyonuna yönelik saldırıyla ilgili açıklamaları nedeniyle Cumhuriyetçilerin eleştirilerine hedef olmuştu. Rice, televizyonda yayımlanan söyleşilerde, saldırının, spontane gelişmiş olabileceğini söylemesine rağmen, bunun doğru olmadığı sonradan ortaya çıkmıştı. Obama, Rice'ı, Hillary Clinton'ın ardından dışişleri bakanlığı görevine düşünüyordu ama Cumhuriyetçilerden gelen aşırı tepkiler ve Senato'daki onay sürecinin birçok problem yaratacağının görülmesi üzerine, Obama'ya mektup yazan Rice, böylesi bir göreve aday gösterilmemesini rica etmişti.
Obama'nın Rice için bu atamayı düşündüğü uzun süredir biliniyordu. Ulusal güvenlik danışmanlığı görevine için Rice'in Senato'dan onay almasının gerekmemesi de Obama'nın elini kolaylaştıran unsurlardan biri oldu. Cumhuriyetçiler ise hala Rice'a olumsuz baksa da yeni görevinde onunla birlikte çalışmayı kabul ediyor.
Obama'nın ekibinde kritik değişiklikler 05 Haziran 2013 23:01 Washington ABD Başkanı Barack Obama, yeni ulusal güvenlik danışmanının Sesan Rice, ABD'nin yeni BM Büyükelçisi'nin de Samantha Power olacağını açıkladı
Obama'nın ekibinde kritik değişiklikler
05 Haziran 2013 23:01 Washington
ABD Başkanı Barack Obama, yeni ulusal güvenlik danışmanının Sesan Rice, ABD'nin yeni BM Büyükelçisi'nin de Samantha Power olacağını açıkladı.
ABD Başkanı Barack Obama, yeni ulusal güvenlik danışmanının Sesan Rice, ABD'nin yeni BM Büyükelçisi'nin de Samantha Power olacağını açıkladı.
Obama, Beyaz Saray'ın Gül Bahçesi'nde düzenlediği basın toplantısına, şu andaki ulusal güvenlik danışmanı Ton Donilon, Rice ve Power ile katıldı.
Bu üç yetkilinin de kendilerini Amerika'ya adamış kişiler olduğunu belirten Obama, onlar sayesinde Amerika'nın daha güvenli olduğunu söyledi. Obama, "Onlarla gurur duyuyorum" dedi. Ardından Obama, tek tek Donilon, Rice ve Power'ın çalışmaları ve başarılarından bahsetti. Obama, Donilon'un görevini temmuz başında bırakacağını ve görev değişikliklerinin de bu zamanda gerçekleşeceğini bildirdi.
Donilon, Rice ve Power da konuşmalarında, ülkelerine hizmet etmekten onur duyduklarını dile getirerek, Obama'ya kendilerine güvendiği ve ekibinde yer almalarını sağladığı için teşekkür etti.
Tom Donilon, Obama ilk göreve geldiğinden bu yana ABD Başkanı'nın dış politika başdanışmanıydı. Obama'nın "sırdaşı" olarak bilinen ulusal güvenlik danışma Susan Rice da Libya'daki ABD diplomatik misyonuna yönelik saldırıyla ilgili açıklamaları nedeniyle Cumhuriyetçilerin eleştirilerine hedef olmuştu. Rice, televizyonda yayımlanan söyleşilerde, saldırının, spontane gelişmiş olabileceğini söylemesine rağmen, bunun doğru olmadığı sonradan ortaya çıkmıştı. Obama, Rice'ı, Hillary Clinton'ın ardından dışişleri bakanlığı görevine düşünüyordu ama Cumhuriyetçilerden gelen aşırı tepkiler ve Senato'daki onay sürecinin birçok problem yaratacağının görülmesi üzerine, Obama'ya mektup yazan Rice, böylesi bir göreve aday gösterilmemesini rica etmişti.
Obama'nın Rice için bu atamayı düşündüğü uzun süredir biliniyordu. Ulusal güvenlik danışmanlığı görevine için Rice'in Senato'dan onay almasının gerekmemesi de Obama'nın elini kolaylaştıran unsurlardan biri oldu. Cumhuriyetçiler ise hala Rice'a olumsuz baksa da yeni görevinde onunla birlikte çalışmayı kabul ediyor.
Başbakan Erdoğan Tunus'ta 05 Haziran 2013 22:31 Tunus Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, resmi temaslarda bulunmak üzere gittiği Tunus'ta, Kartaca Başkanlık Havaalanı'nda resmi törenle karşılandı
Başbakan Erdoğan Tunus'ta
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, resmi
temaslarda bulunmak üzere gittiği Tunus'ta,
Kartaca Başkanlık Havaalanı'nda resmi törenle
karşılandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, resmi
temaslarda bulunmak üzere Tunus'a
geldi. Erdoğan, Kartaca Başkanlık
Havaalanı'nda resmi törenle karşılandı.
Erdoğan ve beraberindeki heyeti taşıyan
"ANA" uçağı, TSİ: 21.25'te Tunus'taki Kartaca
Başkanlık Havaalanı'na indi. Havaalanında
Erdoğan'ı, Tunus Başbakanı Ali el-Urayyid ve
diğer ilgililer karşıladı.
Erdoğan, tören mangasını selamlarken, bu sırada fotomuhabirleri ve kameramanlar da hareket halindeki mobil bir stantta görüntü
aldı.
Başbakan Erdoğan, daha sonra resmi
programı kapsamında Tunus Başbakanı
Urayyid ile bir araya gelmek üzere Tunus
Devlet Konukevi'ne hareket etti.
Başbakan
Erdoğan'ın konvoyunun geçtiği güzergahların
Türk bayraklarıyla donatıldığı
gözlendi. Erdoğan'ın Tunus ziyaretini çok
sayıda gazeteci takip ediyor.
Erdoğan'la eşi Emine Erdoğan, kızı Sümeyye
Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ,
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da Tunus'a
geldi.
Tunus'taki temaslarında, Başbakan Erdoğan'a
refakat edecek heyette, Ekonomi Bakanı Zafer
Çağlayan, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı
Mehdi Eker, Ulaştırma Denizcilik ve
Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ile çok
sayıda iş adamı bulunuyor.
Bizim için en güvenilir enerji kaynağı Cezayir
05 Haziran 2013 20:51
Başbakan Erdoğan,
"Bizim için en güvenilir enerji kaynağı, dost ve kardeş ülke Cezayir'dir. Cezayir yakın işbirliği yapacağımız değerli bir ortak"
dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cezayir'deki temasları kapsamında, Tosyalı Holding'in Cezayir'in Oran kentinde yaptırdığı demir çelik tesisinin açılış törenine katıldı.
Törendeki konuşmasında, Cezayir'in Türkiye için hiçbir zaman uzak olmadığına vurgu yapan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
"Cezayir bizden hiçbir zaman ayrı olmadı. Siyasi olarak ayrı kaldığımız dönemde dahi halklarımız her zaman kendilerini birbirlerine yakın hissetti. Tarihimizin en ihtişamlı dönemleri hiç şüphesiz birlikte olduğumuz, aynı bayrağın altında birlikte yaşadığımız dönemlerdir. Barbaros Hayrettin Paşa'nın başlattığı bu bağ, yüzyıllarca devam etmiştir. Bundan 80 yıl önce Cezayir'i savunurken, şehit askerlerimiz anısına yakılan ağıtlar türküler hala dillerde ve gönüllerdedir. Bugün hala ülkemizin bazı yerlerinde sazı sözü müzikli muhabbetlerin kapanış türküsü Cezayir türküsüdür."
Başbakan Erdoğan, konuşması sırasında Cezayir türküsünün sözlerini okurken, tercümanlara da sözleri doğru çevirmeleri için uyarıda bulundu.
Erdoğan daha sonra türkünün, "Cezayir'in ufak tefek evleri, içindedir ağaları beyleri. Türkçe bilmez mani söyler dilleri, Tunus, Trablus, Cezayir of. Cezayir'in duman bağlar başında, cümle alem senin peşinde..." dizelerini okudu.
Başbakan Erdoğan bu türkünün, Türk halkının Cezayir'e bakışını yansıttığını dile getirerek, "Cezayir ile olan ortak tarihimizle gurur duyuyoruz. Aynı gururu Cezayir halkının da duyduğunu büyük memnuniyetle görüyorum. Artık bizim birlikteliğimizi tarihte bırakmamalı, her düzeyde karşılıklı ziyaret ile yeniden kucaklaşmalı, yeniden daha güçlü şekilde birlikte olmanın yolunu açmalıyız" değerlendirmesinde bulundu.
Geçen yıl Türkiye'yi 100 binden fazla Cezayirli turistin ziyaret ettiğini hatırlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Bu sayı önemli olmakla birlikte yeterli değil. Buradan sizin önünüzde Cezayir halkına çağrıda bulunuyorum: Türkiye sizin ikinci değil, asli evinizdir. Lütfen her fırsatta Türkiye'ye gelin, misafirimiz olun. Bu çağrıyı kendi vatandaşlarıma da yapıyorum: Her fırsatta, Cezayir'e gidin, buradaki kardeşlerinizle buluşun, dertleşin. Bu vesileyle ekonomik ve kültürel olarak karşılıklı ilişkilerimizi geliştirin."
Erdoğan, en son 2006'da geldiği Cezayir'in o tarihten bu yana kalkınma ve gelişme yönünde önemli ilerlemeler kaydettiğini ifade etti.
Cezayir'in gerek insan kaynakları gerek doğal kaynaklar olarak önemli imkanlara sahip olduğunu hatırlatan Erdoğan, "Cezayir'in bu potansiyeli ile en kısa zamanda dünyanın ileri devletlerinin arasındaki yerini alacağına samimiyetle inanıyorum" ifadesini kullandı.
Konuşmasında bugünün Miraç Kandili olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bu önemli Miraç gününde, Cezayir'in tedavi gören Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika'ya Allah'tan acil şifalar vermesini diliyorum" diye konuştu.
Türkiye ile Cezayir'in her alanda çok iyi ilişkilere sahip olduğuna işaret eden Erdoğan, "Türk yatırımcılarının Cezayir'de 200'e yakın projeleri bulunduğu, iki ülkenin karşılıklı ticaret hacminin ise 5 milyar dolar seviyesine ulaştığı" bilgisini aktardı.
Erdoğan, konuşmasında, "Ticaret ve yatırım miktarlarını en kısa zamanda karşılıklı 10'ar milyar dolar seviyesine çıkaracağımıza inanıyorum" ifadesine yer verdi.
Cezayir ve Türkiye ekonomilerinin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olduğunu anlatan Erdoğan, şöyle devam etti: "Türkiye hızla büyüyor, dolayısıyla enerji ihtiyacı sürekli artıyor. Bizim için en güvenilir enerji kaynağı, dost ve kardeş ülke Cezayir'dir. Türkiye alt yapı ve inşaat alanında dünyanın ilk 3 ülkesi arasında. Biz Cezayir'i Afrika'nın diğer ülkeleri için de yakın işbirliği yapacağımız değerli bir ortak olarak görüyoruz."
İki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin daha ileri seviyeye taşınmasında, özel sektöre önemli görevler düştüğüne dikkati çeken Erdoğan, Cezayir'de iş yapan firmalara her türlü desteği verdiklerini, bundan sonra da vereceklerini dile getirdi.
Son yıllarda Cezayir'deki fuarlara katılan Türk firmalarının sayısındaki artışın da kendilerini mutlu ettiğini bildiren Başbakan Erdoğan, Türk yatırımcıların Cezayirli muadilleri ile ortaklıklar kurarak, Cezayir ekonomisine katkı sağlamalarını arzu ettiklerini söyledi.
Törene Erdoğan'ın yanı sıra, Cezayir Başbakanı Abdülmelik Selal, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ile Cezayirli bazı bakanlar da katıldı.
Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı Erdoğan ve Selal'e İstanbul ve Cezayir'i tasvir eden resim hediye etti. Başbakan Erdoğan'ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Başbakan Erdoğan ve Cezayir Başbakanı Selal daha sonra başlarına baret takarak ve yelek giyerek tesislerde incelemede bulundu. İki başbakan üretilmiş demirlerin üzerine Türk ve Cezayir bayraklarını astı.
Başbakan Erdoğan daha sonra Cezayirli mevkidaşı Abdülmelik Sellal'la Vahran kenti yakınlarındaki sanayi bölgesini gezdi.
Burada devlete ait Cezayir Doğalgaz ve Enerji Şirketi "Sonatrach" hakkında Başbakan Erdoğan'a brifing verildi.
Şirket Müdürü Abdülhamit Zergi, şirketin faaliyetleri, ihracat ve yatırımlarını anlattı. Erdoğan, daha sonra sanayi bölgesindeki doğalgaz sıvılaştırma tesisi ve limanı da gezdi. Burada da Erdoğan'a bilgi veren Cezayirli yetkililer,Türkiye'ye ihraç edilen doğalgazın da bu limandan gönderildiğini, gazın burada sıvılaştırıldıktan sonra gemilere yüklenerek, BOTAŞ'a satıldığını belirtti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, daha sonra "ANA" uçağı ile Tunus'a hareket etti. Erdoğan'ı, havalimanından Cezayir Başbakanı Abdülmelik Selal ile öteki ilgililer uğurladı.
Philadelphia'da bina çöktü 05 Haziran 2013 21:26 Philadeplhia ABD'nin Philadeplhia kentinde 3 katlı bir binanın çökmesi sonucu iki kişinin enkaz altında kaldığı bildirildi
Philadelphia'da bina çöktü
05 Haziran 2013 21:26 Philadeplhia
ABD'nin Philadeplhia kentinde 3 katlı bir binanın çökmesi sonucu iki kişinin enkaz altında kaldığı bildirildi.
ABD'nin Philadeplhia kentinde 3 katlı bir binanın çökmesi sonucu iki kişinin enkaz altında kaldığı bildirildi.
Kurtarma ekipleri, enkaz altında kalanların yerinin tespit edildiğini ve kurtarma çalışmalarının sürdüğünü belirtti.
Enkazdan 12 kişinin çıkarıldığı ve hastaneye kaldırıldığı açıklandı.
Binanın çökme nedeni henüz bilinmiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









