Kurulu düzen ve savunucuları

RASİM ÖZDENÖREN 22 01 2009

Savaşım bir düzlemde hak ile batıl arasında 

geçiyorsa, bir başka düzlemde de devrimci 

zihniyetle tutucular arasında oluşuyor.

Bu ikinci düzlem sanıyorum daha üstte duran 

bir alan...

 

Devrimci olanla tutucular arasındaki çekişme 

hakka ilişkin düzlemde de, batıla ilişkin olanda 

da sürüp gidiyor çünkü...

Batı Avrupa'da yüzyıllar boyunca tutucular 

genelde dine bağlı olanların arasından 

çıktığından, bu durum tutuculukla dine 

bağlılık arasında bir özdeşliğin kurulmasına yol 

açmıştır. Elbette yanlış olarak...

Martin Luther, örneğin, tutucu muydu? 

Hıristiyanlık bağlamında ilk cesur, dahası 

cüretkâr çıkış onun tarafından gerçekleştirildi.

 

İslam dünyasının mücedditleri de 

–adı üstünde-

 birer yenileyicidir. Hıristiyan dünyanın 

reformcuları ile Müslüman dünyanın 

mücedditleri arasında şu fark var: 

ilki dine karışmış bidatleri dinde içselleştirmeye

 çalışırken, ikinciler bidatleri dinden 

tardetmeye çalışır.

Başlangıçta devrimci olan fikirler sürgit 

devrimci kalmıyor. 

Olay toplumsal sürekliliğin 

doğasına aykırı düşüyor çünkü.

İnsan yaşıyorsa, orada değişiklik de olacaktır. 

İnsan zihninin geleceğe açık olan ırasıyla ilgili 

bir durumla karşı karşıya geliriz burada.

Bir yanda devrimciler, bir yanda tutucular...

 

Tutucular, körün değneğini bellediği gibi kurulu düzenin değerlerine yapışmış olarak durmayı yeğliyor: her zaman böyle olmuştur. 

Cahiliye dönemini hatırlayın. Aslında Peygamber (as)'in teklifi karşısında putları savunmaya girişenlerin çoğu doğrudan putun kendinde olan 

"değerini"

 savunmaya çıkmış değildi.

 Fakat put, kurulu düzenin işleyişinde çıkar ilişkisinin odağını oluşturuyordu.

 Kâbe'nin putları dışlanırsa o putlarla birlikte 

kurulu düzenin çıkar düzeneği de elden 

kaçırılmış olacaktı. 

Puta tapıcılar nezdinde niza, temelde, kurulu düzenin çıkar ilişkisinin yer ve el değiştirmesi biçiminde algılanıyordu. 

Olayı salt var olan çıkar ilişkisi açısından 

gördükleri için yeni düzenin sağlayacağı 

semahatı görmeyi reddediyorlardı.

Her yeni düzen günün birinde eskir. Kaçınılmaz olarak...

Bu yüzdendir ki, İslam, her yüzyılda bir, bir 

yenileyici marifetiyle dinin yenilenmesini 

öngörüyor. 

Dinin yenilenmesi, dine karışmış 

olan bidatlerin dinden arındırılması anlamını 

tazammun ediyor.

İnsan eliyle gerçekleştirilmiş devrimler de eskir. 

O devrimleri asal haliyle elde bulundurmaya 

çalışmak tutuculuğun tam da kendisidir. 

 

Sovyetler Birliği, ortadan kalkmasına takaddüm eden yaklaşık on yıl içinde 

durumunu berrak biçimde gördü. 

Saydamlık ve yeniden yapılanma süreci devletin yenilenmesi amacına yönelik 

çalışmaların toplamıdır. 

 Eğer süreç başarılı olmayaydı devlet kökünden çatırdayıp gidecekti. 

Bu gün ortada hâlâ Rusya diye bir devlet varsa varlığını yenilikçilerin çabasına borçludur.

Türkiye içindeki aktüel çalkantının kökeni de devrimcilerle tutucular arasındaki çekişmeye dayanıyor.

 Bir yanda eski devrim yanlıları kurulu düzeni var olan haliyle muhafaza etmeye çaba 

gösterirken, bir yanda da onun yenilenmesini 

sağlamak isteyenler yer alıyor. 

Eski devrimciler kurulu düzeni başlangıçtaki 

haliyle elde tutmak için gizli örgütlenmeler, 

çetecilik, hükümet darbeleri dâhil ellerinden 

gelen ne varsa yerine getirmekten geri 

durmuyor. 

Yenilikçiler ise, yapıyı tümden 

yenilemeyi öngörüyor.

Burada bir çıkar çatışmasının olduğu bellidir.

 Tutucular, bu demektir ki çeteciler, tasfiye 

edildiğinde kurulu düzenin yerleşik ilişkisine 

dayalı olan çıkar kaynağı da ellerinden alınmış 

olacaktır. 

Canhıraş biçimde savunulan şey, bu çıkarın 

ellerinden alınmasını önlemeye yöneliktir. 

 

Fakat yenilikçilerin galebesi son raunda bile kalmış olsa, süreç kendi doğal akışına ulaşır. 

Başarı, değişimi, yani yenilenmeyi isteyenlere 

selam verecektir. 

Kaçınılmaz olarak...