Lozan ukdesi, bölünme paranoyası

RASİM ÖZDENÖREN 31 03 2013

Her siyasal girişimin ardından ya da aklına her geldiğinde ülkenin bölüneceği kaygısını dışa vuranların bu halini görünce bu duruma 'bölünme paranoyası' diyorum ya, bu paranoyaya neden olan fenomen Lozan ukdesidir.

Bu ukde çözülmedikçe bölünme paranoyasından kurtulmayı ummak da boş bir beklenti olur.

Lozan ukdesi...

Bu ukde yenilmişlere özgü bir sıkıntıdır. Ukde, kişisel temelde ortaya çıkabileceği gibi, ulusal ölçekte de dışa vurabilir.

Maraş ağzında, yenilmişlere özgü bu ukdeye 'gözünün kirişi kırılmış' derler. Birisi, dayak yediği kişiyi uzaktan bile gördüğünde yolunu değiştirir, ona görünmek istemez. Çünkü onu her gördüğünde bir daha dayak yiyeceğini düşünür ve bir daha dayak yemek istemediği için de, dayak atandan kaçar.

Biz, 1699'dan bu yana hiçbir askeri başarıya imza atamadık. Bu nedenle de ufak tefek savunma savaşlarında bile bir zafer payı aramaya kalkıştık. Osmanlının ilk savunma savaşı 1601 yılında Kanije'de vuku buldu. Bu savunmanın komutanı Tiryaki Hasan Paşa, vezirlik rütbesiyle ödüllendirilince ağlamıştı. 'Eskiden böyle küçük başarılara bu kadar büyük ödüller verilmezdi; demek, nereden nereye gelmişiz...' diyerek. İkinci savunma savaşımız 93 Harbi'ndeki(1877 Osmanlı-Rus savaşı) Plevne savunmasıdır. Komutan Gazi Osman Paşa mağlup edilip esir alındıktan sonra çıkartılan ağıtta: 'Şanı büyük Osman Paşa / Plevne'den çıkmam diyor' diyerek gözyaşı dökmede teselli arıyorduk. Ağıtta, Osman Paşa'nın Plevne'den çıkmam diye direttiğini terennüm ediyorduk, ama Osman Paşa Plevne'den çoktan sökülüp atılmıştı. Plevne'yi de gözde büyütmeyin, küçücük bir kaledir orası... Ve tarihimizin en hazin savunma savaşı olan 1916 Çanakkale olayında 250 bin vatan evladının ölümünü göz ardı etmeye çalışarak düşmanı püskürtmekten bir avuntu payı çıkarmak istiyorduk. Bu nasıl bir zaferdi ki, İstanbul'a girmesin diye uğraştığın güçler 2 yıl içinde İstanbul sokaklarında fink atıyordu. Süleyman Nazif'in 'Kara Bir Gün' diye yaftaladığı İstanbul işgali... Böyle dediği için o da tutuklanmıştı.

Lozan... Ah, Lozan!

Lozan'ın anlamını kavrayabilmek için antlaşma masasına oturduğun tarihteki sınırlarınla, masadan kalktığın tarihteki sınırlarına göz atmak yeterlidir.

Her yenilgiden sonra kuyruğu dik tutma çabasının söylemi futbol maçlarımıza kadar sirayet etmiştir. Son yıllara kadar futbol fanatiklerinin dilinin pelesengi olmuş olan 'yenildik ama ezilmedik' şeklindeki umutsuzlara özgü teselli, siyaset arenasından spor alanına düşmüş bir yansımadır.

Yüzleşmeden korkuyoruz. Çünkü kendimizle, tarihimizle yüzleşmeye çıktığımızda oradaki yenilgilerle karşılaşmayı içimize sindirmek istemiyoruz. Oysa bu yüzleşmeyi yapmadıkça aptal tesellilerde çıkış yolu aramaya, fakat o yolu asla bulamamaya hükümlü olduğumuzu bilincimiz söylemese de bilinçaltımız fısıldayıp duruyor.

1908 ile 1918 arasında İttihatçıların sebep olduğu yanlışlıkları bu gün bile kabul etmek istemiyoruz. Çünkü Cumhuriyet dönemi de aslında İttihatçı zihniyetin bir başka düzlemde devamını içeriyor.

Biz, mikro düzlemdeki kişisel fedakârlıklarımız ile siyasal düzlemdeki makro hatalarımızı, yenilgilerimizi birbirine karıştırıp durduğumuz için, ne Kanije'yi, ne Plevne'yi, ne Çanakkale'yi, ne Ermeni tehcirini anlamaya güç yetirebiliyoruz. Çanakkale şehitlerine döktüğümüz gözyaşları bir karşılık bulsun diye, o şehitler canlarını boşa vermiş sayılmasın diye Çanakkale'ye de bir zafer çelengi armağan etmek istiyoruz. Ölenler şehittir, ama Çanakkale nedir?

Ortalarda gezinen bazı siyaset figürlerimizin 'ölmek var, dönmek yok' kabilindeki sloganlarında, gene aynı yenilgi ukdesinin çizgilerini gözlemlemek mümkündür.

Lozan ukdesi, kimilerinin indinde onmaz biçimde devam ediyor.

Terörle mücadelede uzun yıllar silah kullanma tek çare olarak düşünüldü. Şimdi duruma, siyasal platforma aktarılarak vaziyet edilmek istenince kafalar bir daha karıştı. Acaba bölünüyor muyuz paranoyası nüksetti. Hayır, bu barıştan bölünme çıkmaz. Lozan ukdesini bertaraf edebilirsek, dahası Lozan öncesi statükoyu aklımıza getirebilirsek, barıştan bölünmenin değil, fakat bütünleşmenin doğacağını tasavvur etmekte zorlanmayız.