Özür, yeni bir sayfa açmayı içerir
RASİM ÖZDENÖREN 28 03 2013
Hakikatin kabulü her zaman kolay olmaz.
Zihnimizi
belirleyen öyle önyargılar var ki, onları bir anda bertaraf etmek elden
gelmeyebilir. Yalnızca zihnimiz angaje olmamıştır, etrafa yaydığımız,
bizden sadır olmuş olan fikirler de yalnızca bizi değil, o fikre muhatap
kılınmış olan çevreyi de etkisi altında bırakmış ve bizi çevreye karşı
angaje duruma düşürmüş olabilir.
Malcolm
X, anılarında ilginç, çok ilginç bir olay anlatır. Hayatının son
yılında, 1963'te hacca gider. Orada gördüğü İslamiyet kendisinin ABD'de
öğrendiği İslamiyet ile bağlantılı değildir. Amerika'daki arkadaşlarına
çok etkili mektuplar yazarak bu durumu anlatmaya çalışır (bu
mektuplardan bazılarını bu satırların yazarı Türkçe'ye çevirip Edebiyat
dergisinde yayınlamıştı). ABD'ye döndükten sonra da, hareketin lideri
olan Elijah Muhammed ile görüşerek durumu ona da anlatır. Der ki: 'Bizim
burada yaptığımız, beyaz ırkçılığa karşı kara ırkçılığı körüklemektir.
Biz, aslında ırkçılık yapıyoruz; ırkçılığımıza da İslam dinini alet
ediyoruz. Ben hac esnasında, beyazlarla aynı sofrada oturdum, sarışın
insanlarla aynı sofrada yemek yedim; kollarımız, dirseklerimiz birbirine
değdiğinde kendilerini benden kaçırmıyorlardı. Biz, ABD'de yürüttüğümüz
İslam politikası ile ırkçılık kanserinin üstesinden gelemeyiz. Irkçılık
kanseriyle baş edebilmek için İslam'ın hakikatine sahip çıkmalıyız.
Irkçılıkla ancak böylece baş edebiliriz.'
Fakat
Malcolm X'in teklifi Elijah Muhammed tarafından kabul görmez. Nedeni
şudur, Elijah M. durumu şöyle açıklar: 'Biz, der, yıllardır kara derili
adama İslam'ı böyle anlattık. Şimdi, bu dediklerimiz yanlışmış,
yanılmışız; İslam bizim anlattığımız gibi değilmiş, aslı böyleymiş diye
bir özür ile onların karşısına çıkarsak, bize kimse itibar etmez. O
zaman yanılanın şimdi de yanılmadığını nasıl bilebilirim diye düşünürler
ve etrafımızdan dağılırlar.'
Bunun
üzerine Malcolm X yoluna tek başına devam etmeye karar verir. Yeni bir
örgüt kurmaya teşebbüs eder. Fakat teşebbüsünü tamamlayamadan bir
suikasta kurban gider.
Malcolm
X'in bu anekdotundan çıkartılacak dersler var: 1. Özür dilemek kolay
değildir. 2. Özür dilemek, bir bakıma, başkasının kınamasını göze
almayı, fakat başkasının kınamasını dikkate almamayı gerektir, 3.
Hakikat yolunda tek başına kalmak da mukadder olabilir, fakat tek başına
kalmak yılgınlık nedeni olmamalıdır. 4. Bir özür her zaman tek başına
bir özür olarak kalmaz; bir hakikatin teslim edilmesi bağlamında bir
anlam taşır. 5. Özür, geçmişin aklanmasını da tazammun eder; dolayısıyla
özür dileyenin geçmişteki ayıbı onun yüzüne vurulmamak gerekir. 6.
Özürle yeni bir sayfa açılmışsa, bu yeni sayfa yalnızca özür dileyeni
bağlamaz, kendinden özür dileneni de bağlar.
Ben
bu yazıya gerek Öcalan'ın, gerek Netanyahu'nun özürleri sadedinde inşa
edilecek politikanın hangi düzlemde gerçekleştirilebileceğine bir giriş
olarak başlamak istemiştim. Fakat giriş uzadı ve bizim konuya girmemizi
önledi. Yeni bir sayfa açmak da kolay olmuyor demek ki! Ancak şunu
söylemeden konuyu bırakmayalım: kimilerinin bölünme (ülkenin bölünmesi)
diye düşündüğü olgu, aslında tam da bütünleşmeye delalet eder. Düz
mantığın çıkarımlarıyla çelişme mantığının çıkarımları ve kabulleri her
zaman örtüşmeyebilir.
İsrail'in,
özrünü ABD'nin (veya özel isimle söylersek Obama'nın) telkiniyle
dermeyan ettiğini ileri sürenler oluyor. Telkin, baskı, hatır, adı ne
olursa olsun ve kimden gelirse gelsin, neticede özür dileyen İsrail'dir.
İsrail'in özür dileği ile Öcalan'ın helalleşme dilemesi, geleceğin
siyaseti için yeni bir sayfanın açılmasını tazammun ediyor. O gelecekte,
kötümserlerin düşündüğü gibi bölünme değil, bilakis bütünleşme söz
konusudur. Bir bakıma statuquo antın oluşturulması için bir teşebbüs
çabası... Bu teşebbüsün radikal sonuçları önümüzdeki zaman dilimi içinde
gözlemlenecektir.