İstemezükçüler her dönemde vardı

RASİM ÖZDENÖREN 21 03 2013

 

Cumhuriyet döneminin iki hatırı sayılır ıslahat hareketi 80'li yıllardaki Turgut Özal dönemi ile 2000'li yıllarda Tayyip Erdoğan dönemi olarak belirlenebilir.

Bu iki döneme ıslahat dönemi diyorum, çünkü:

Her iki harekette de temel aynı bırakılmak suretiyle bir tür revizyona (düzeltme, yenileme) gidilmiştir.

Özal döneminin karakteristiği belki teknik ve iktisadî açıdan ön alırsa, Erdoğan dönemi hukuk ve özgürlük açısından karakteristik sayılabilir.

Özal dönemi, ülkeye bilgisayarın ithal edildiği bir evreye tekabül ediyor. Ağır sanayii değil, ileri teknolojiyi hedef almış bir iktisadî yapı öngörülüyordu. Ayrıca iktisadî açıdan da yeniliklerin yaşandığı bir dönem belirleniyordu. Kota ve ithal ikamesi uygulamasının kaldırılması, TL'nin konvertibl niteliğe kavuşturulması, faizin ve döviz kurlarının dalgalanmaya bırakılması gibi, bu ülke ekonomisinin alışık olmadığı çoğu uygulama o dönemin yenilikleri arasında sayılabilir. Günümüz gençleri için belki fazlaca bir anlam taşımayan özel televizyonun kurulması, artı, ekranların renkli hale getirilmesi de Özal döneminin getirileri arasında sayılmalıdır. Keza özel radyoların açılması gene o dönemin kazanımları arasında yer alır.

Buna rağmen, kurulu düzenin bekçiliğine soyunmuş olan mahfiller (sivil olsun, askerî olsun), bu yenilikleri hazmetmek istememişlerdir. Özal'a karşı tertiplenen suikast teşebbüslerinin arkasında, ideolojik saiklar yanındı, onun getirdiği bu yeniliklerin hazmedilmesindeki güçlükler de olmuştur denebilir.

Recep Tayyip Erdoğan döneminde ise, vesayet düzeninin tasfiyesi ön alır. Bu dönemde, kurulu düzenin kısıtlı özgürlüklerini tesviyeye yönelik bir teşebbüs başlatılmıştır. Hukuk alanındaki kısmî düzenlemelerin başlatılması, büyük ihtimalle Ergenekon davasının sonuçlanmasından sonra ikmal edilebilecektir. Başta yeni bir Anayasa yapılması olmak üzere, diğer yasalarda yer alan antidemokratik hükümlerin tasfiyesi işi yakın gelecekteki evrede ikmal edilebilecektir, diye tahmin edilebilir.

Bu durumdan gene kurulu düzeni 1920'lerin, 30'ların haliyle muhafaza etmek isteyen ve kurulu düzene o haliyle sahip çıkmak isteyen statükocu muhafazakâr (tutucu) kesim razı olamıyor. Burada, özeleştiriye tahammülsüzlük ön almaktadır. Özal'ı istemeyenlerle Erdoğan'ı istemeyenler aynı tahammülsüz familyanın karakterini taşıyor.

Aynı durum SSCB Rusya'sında da yaşanmıştı. Orada da, kurulu düzenin muhafazakârları şeffaflığa ve yeniden yapılanmaya (glasnost ve perestroyka) karşı koymuşlardı.

Bu basit gerçeklikleri dile getirmeme neden, geçenlerde, Ankara'da 'Nükleer Santral Karşıtı Platformu Ankara bileşenleri üyeleri'nin, yaptığı eylem oldu (11 Mart 2013). Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde toplanan grup, ''Nükleere hayır'', ''Yaşamı seçin nükleerden vazgeçin'' ve ''Nükleer enerji istemiyoruz'' yazılı pankartlar açtı, çeşitli sloganlar attı. Bu grupta yer alanların, vaktiyle Patrona Halil'in önderliğinde 'Matbaa istemezük' diye İstanbul sokaklarında nümayiş yapanlardan bir farkı görünmüyor. Doğrudur, nükleer santralların riski mevcuttur, fakat aynı risk barajların veya elektrik santrallerinin riskinden ne daha fazladır, ne de daha az...

Ah, her kesimdeki 'istemezükçülerin' bir de ne 'istedüklerini' bilebilsek!